5 Ağustos 2014 Salı

2015 Orhan Kemal Roman Ödülü için aday önerilerim

Taylan Kara'nın insanbu sitesinde yayımlanan yazısıdır.

2014 Orhan Kemal Roman Ödülü ve ödülün verilme gerekçesinden yola çıkarak saygıdeğer seçici kurula 2015 Orhan Kemal Roman Ödülü için üç aday öneriyorum.
Bilindiği gibi 2014 Orhan Kemal Roman Ödülü Hamdi Koç’un Çıplak ve Yalnız kitabına verildi. Seçici Kurul bu romanı, "tarımsal üretim atmosferindeki insan gerçekliğinin dönüştürülebileceğini, daha iyi bir dünya için yaşanan acılardan kurtulmanın mümkün olduğunu, Orhan Kemal'in dünya görüşüne yakın bir anlatımla bir dizi bilinmezle irdeleyen ve tarihe yaptığı göndermelerle evrensel vicdanı da hatırlatan yaklaşımıyla" ödüle değer görmüştü.
İlk adayım Ahmet Altan. 2015 Orhan Kemal Roman Ödülü Ahmet Altan’ın “En Son Oyun” romanına verilebilir.
Şöyle bir gerekçe çok uygun olurdu:
“Kadınsal tüketim atmosferinde insan gerçekliğinin çarpıtılabileceğini, daha iyi bir dünya için yaşanan acıları zerrece umursamayıp bir kalemle boktan bir dünya yaratılabileceğini, Orhan Kemal’in dünya görüşüyle alakasız bir anlatımla bir dizi erotik hikayeyle irdeleyen ve tarihe yaptığı göndermelerle Kenan Evren’sel vicdanı hatırlatan yaklaşımıyla” Ahmet Altan’ın "En Son Oyun" romanına verildi.   
İkinci adayım Elif Şafak’ın yazması muhtemel “The Forty-one Rules of Love: A Novel of Rumi (expanded version)” Aşk kitabının genişletilmiş basımıdır: Aşk 2. Aşk kitabı “The Forty Rules of Love” adıyla İngilizce olarak yazılmıştı. Elif Hanım’dan rica edilirse 5- 10 kural daha ekleyerek 400 sayfalık yeni bir tasavvuf kitabı daha yazabilir. Hatta 30 kupona aşkın geri kalan kurallarını da yazdığı “Aşk (full version)” kitabı da satılabilir. Alo Rumi hattı, “Aşk yazın 2424’e yollayın, aşkın yepyeni kuralları telefonunuza gelsin” SMS kampanyası gibi çok çeşitli “opsiyonlar” da uygulanabilir. Bunlar gibi birçok “edebi” seçenek var. Elif Hanım’ın bir yanı hep göçebe olduğu için bu tür “tasavvuf” ve “tasarruf” fırsatlarını kaçırmayacaktır. Gelelim ödül gerekçesine:
“İnsan gerçekliğinin duruma göre istenildiği gibi eğilip bükülebileceğini, daha yüksek bir satış rakamı için her türlü sansasyon ve reklam çalışmasının mümkün ve mübah olduğunu, Orhan Kemal’in dünya görüşünün zıddı oryantalist bir anlatımla, bir dizi bilinmezle irdeleyen ve tarihe yaptığı keyfi göndermelerle nasıl para kazanılabileceğini hiç unutturmayan yaklaşımıyla” Elif Şafak’ın Aşk 2 kitabının gri kapaklısına ödül verilmiştir. Olur ya seçici kuruldan birisi buna itiraz ederse kitabın pembe kapaklısı da diğer bir seçenek olarak kenarda durmalıdır. Gerekli durumda “göçebe gökkuşağı” diye bir kampanya açarak mavi, eflatun, bej, kırmızı kapaklı kitaplar da piyasaya sürülebilir.
Üçüncü adayım ülkemizin acılar çekmiş, büyük bedeller ödemiş muhalif sivri dilli yazarı Perihan Mağden’dir.
Onun için düşündüğüm gerekçe şöyle:
Diliyle iktidarı desteklerken hala muhalifmiş gibi yapılabileceğini, daha iyi bir dünya için devasa acılar yaşanırken hiçbir bedel ödemeden “muhalif” olmanın mümkün olduğunu, “neredeyse Türkçeye yakın” bir anlatımla ve bir dizi kukla karakterle irdeleyen ve hiçbir utanma belirtisi göstermeden hala kendini muhalif olarak sunabilen, Türkiye’de ne yaparsa yapsın rezil olmanın mümkün olmadığını bizlere bir kez daha hatırlatan yaklaşımıyla Perihan Mağden’e verilmiştir.
Saygıdeğer jüri üyelerine saygılarımla arz ederim.
Taylan Kara

10 Nisan 2014 Perşembe

Leylâ Erbil - Zihin Kuşları

“Bir yazar gücü ne yapsın ki? Gerçek yazar güçten de ünden de utanır; nasıl bir dünyanın kendisine onun sunduğunun bilincindedir. En azından aramaz... Bir köşede keşfedilmeyi, olmazsa sessiz sedasız öbür dünyaya gitmeyi bekleyemez mi? Şurası doğru: medya-medeia tüketmek amacıyla da olsa bazen gelip bulabilir sizi saklandığınız köşeden¸ kimi vakit ileriyi gören “medya tilkileri”dir kapınızı çalanlar, kimi vakit yukarıda sözünü ettiğim dosdoğru insan olmakta ısrar edenler! Ben sadece sesli düşünüyorum, yani yazarak? Ama medya, kullanarak yaşamak zorundadır! En çok da medyatik olanı. Çünkü insanların zaaflarını emerek rating alır medya; savaşları, kanı, dini, ahlakı, acıma duygusunu kullanır. Onu beslemek çok zordur: kanla da beslenecektir, kültürle de?”  
Leylâ Erbil - Zihin Kuşları s. 86 Media - Medeia başlıklı denemesinden
Edebi ve toplumsal konulardaki düşünce yazıları  ile uzun bir söyleşisinin yer aldığı bu kitapta da Leylâ Erbil yine tavır almış ve kendisini doğru bir yerde konumlandırmış. Kitaba uzun bir önsöz yazmış olan Selahattin Hilav’ın ele aldığı “kendi olmak” ile “kendisi için varlık” sorunsalı kitabın ilerleyen bölümlerinde Leylâ Erbil tarafından da işleniyor. Sözgelimi Nedim Gürsel’in “önemli olan ’kendiniz’ olmak değil bence,’dünyada olmak. Yani iletişim araçları sayesinde giderek küçülen bir dünyanın parçası olmak..” şeklinde özetlediği görüşü bu bağlamda eleştiriliyor. Medya ve reklam gurularının parlattığı bazı yazarlar hakkındaki yargı ve değerlendirmelerini okumuş olmak, Leylâ Erbil’in örneğin Elif Shafak’ın yazarlığı hakkındaki düşüncelerini tahmin etmeye yetse de  onun sözcükleriyle okumak arzusunu kışkırtıyor. Zira Orhan Pamuk’u eleştirirken dile getirdiği “kendisinde karşılığı olmayan konuları yazıyor, sanki bilmediklerini yazma hırsına kapılmış, sentetik” gibi ağır sayılacak yargılar, bu tür yazarların çeşitli toplumsal olaylar karşısındaki konumları bilindiğinde öngörü sayılabilirler.
Sait Faik’in gözlemciliği ile 'küçük' insanların hayatını analatmadaki başarısını ve temelli insancıllığının anlatıldığı bölüm ile Çerkez Ethem’in anlatıldığı “Yoldaş Ethem” bölümü, kitabın yakın dönem edebiyat ve kurtuluş tarihimizin iki önemli figürü hakkında dikkat  çeken değerlendirmeler barındırıyor.
Kitabın son 40 sayfasını kaplayan, Yılmaz Varol’un kendisiyle yaptığı söyleşi ise, çeşitli meseleler konusunda Leyla Erbil’in tutarlı görüşlerini öğrenirken bilgilenmeyi ve düşünmeyi sağlıyor. 

İş Bankası Kültür Yayınları, 2011 (2. Basım)

Leylâ Erbil (1931 - 2013)

5 Nisan 2014 Cumartesi

Ahmet Büke - Kumrunun Gördüğü

"Güçlü bir el silkeledi beni sonra
Sanırım Tanrı'nın eliydi.
Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan. 
Binlerce yeşil gözü olan bir zeytin ağacı gibi, 
Çok şey görmüşüm gibi, 
Ve çok şey geçmiş gibi başımdan, 
Ah...dedim sonra 
Ah!"

Didem Madak - 'Ah'lar Ağacı şiirinden




Köprüde terk edilmiş bir araba ve içinden çıkan 4  - yazıyla dört - kelimelik bir intihar notu: "Çok acı var. Dayanamıyorum." Töre cinayetlerini araştırıyor ve üzerine yazıyormuş, Sabancı Üniversitesi öğretim görevlisi Dicle Koğacıoğlu. Ahmet Büke ona ithaf ettiği, yine intihar etmiş iki şairden (Nilgün Marmara ve İlhami Çiçek) alıntılarla başladığı ve "Kumrunun Gördüğü" ismini verdiği öykü kitabında, dört bir yanımızı sarmış toplumsal ve bireysel çok acılara, her silkelenişimizde dallarımızdan dökülüp oraya buraya savrulan 'ah'larımıza dokunuyor, onları hatırlıyor, hatırlatıyor. Bir kumru ürkekliğiyle...

''Sarı Rüya Defteri'' ile başlıyor öyküler ve kaybolan, sürekli hatırlamaya çalışan bir karakterle kesişiyor yolum. Neyin peşinde, nedir unuttuğu diye sorup dururken kendime, öykünün sonuna iliştirilen bir Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi ilacım oluyor. 19 Aralık 2000... Uzun bir açlık grevinden sonra hayata döndürülmüştür (!) karşımdaki. İleri derece beslenme yetersizliğine bağlı genel durum bozukluğuyla... Hemen ardından ''Şimdi Ölmüyorum'' geliyor. Açlık grevlerinin tam ortasındayımdır ve Veysel'in, yaşamla ölüm arasında gidip gelirken Yaşasın Hayat!, Yaşasın Hayat!, Yaşasın Hayat! diye bağırışı, sanrılar içinde hayata tutunuşu... Bir Ah! daha düşüyor kalpten kopup yere... Zaten yalnız hüznü yok mudur kalbi olanın?Ve ''Mahur Beste''... Ki beni en çok etkileyen öyküdür. İzmir'den İstanbul'a oğlunun acısı yüreğinde giden bir anne. Cumartesi'dir vardığı gün ve bir Cumartesi annesidir artık o.

Ahmet Büke öyküleriyle sadece hatırlatmıyor, 'Unutma!' da diyor aynı zamanda. Aklımızın bir köşesine kilitlediklerimizi, unutmak üzere terk ettiklerimizi, 'ah'larımızı gözümüzün içine tekrar sokuyor.

* İlhami Çiçek - Satranç Dersleri şiirinden, dizenin aslı ''Yalnız hüznü vardır kalbi olanın''dır.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Memleket gerçekten koca bir ''Ah'lar Ağacı''... Aslında son yaşananlardan sonra, affınıza sığınarak, bok çukuru sıfatını daha çok hak ediyor. İktidarın, 12 yıl boyunca nasıl yürüttüğünü tahmin ettiğimiz akçeli işlerinin ve ilişkilerinin gözümüzün içine sokulduğu, muktedirin katledilen bir çocuğu ve ailesini tebaasına yuhalatırken, cuma (doğrusu cima olmalı) işlerinden sorumlu vekilinin koca halkı ölü sevici diye kendi tabanına muştuladığı, Haziran'dan, Gezi direnişinden sonra, hele hele ortaya çıkan yolsuzluklarla birlikte kokuşmadan gömülmesi farz olan bir cesetin hala seçim - buna seçim denebilirse - görebildiği ve bu yolla normalleşeceği sanılan bir ülke için 'Ah'lar Ağacı demek biraz hafif oluyor.

'Ah'ları unutma!' diyor ya Ahmet Büke... 

Can Yayınları, 2011 (2. Basım)

Ahmet Büke (1970 - )

23 Şubat 2014 Pazar

Leylim Leylim


''Gitmek,
Gözlerinde gitmek sürgüne,
Yatmak,
Gözlerinde yatmak zindanı.
Gözlerin hani?

...

İçmek,
Gözlerinde içmek ayışığını,
Varmak,
Gözlerinde varmak can tılsımına.
Gözlerin hani?''

Ahmed Arif - Unutamadığım 

''gözleri oğlumun,,, gözleri,,, gözlerinde bulurdum can tılsımımı,,, gözleri hani,,,''

Leylâ Erbil - Üç Başlı Ejderha



Leylim Leylim, aydınımızın ve edebiyatımızın yüzaklarından Leyla Erbil’e, “Şiir Hikayeleri” adlı kitabın yazarı Haluk Oral’ın deyişiyle “hasretin, sevdanın, dağların, umudun ve halkın şairi” Ahmed Arif’in yazdığı mektupları gün yüzüne çıkarıyor. Aşağıya alıntıladığım aynı adlı şiirinin de yeraldığı “Hasretinden Prangalar Eskittim” kitabıyla şiirimize, edebiyatımıza damga vuran Ahmed Arif, Leyla Erbil’e yönelik umutsuz aşkını, kendisine has deli dolu, bıçkın ama şairane üslubuyla dile getiriyor. Karşılık görmemesine rağmen, ısrarlı sevdasını satırlara dökerken her şeyden, herkeslerden sakınmak istediği sevgilisine “bineceğin trenlerin soluğu tükenmesin, ayağını attığın yerler deprem görmesin, denizler uslu, vapurlar yollu olsun, ferman et rüzgar beni de alıp oralara atsın” diye sesleniyor büyük şair Ahmed Arif.
Aynı mekanlarda kızlı erkekli oturmanın, eğlenmenin ve hatta bazı milletvekillerince, eğitim görmenin bile ayıp sayıldığı, yasaklanmaya çalışıldığı günümüzden 50-60 yıl önce birisi diğerine sevdalı olmasına karşın iki insan arasında, mesafe korunarak dostluk yapılabileceğinin ve bu ilişkinin, Leyla Erbil’in bir kitabına ad olan “Mektup Aşkları” düzeyinde kalabileceğinin düzeyli bir örneği bu mektuplar. Ne yazık ki Leyla Erbil’in Ahmed Arif’e gönderdiği mektuplar korunamamış.
İş Bankası Kültür Yayınları, 2014 (13. Basım)


HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM 

   Seni, anlatabilmek seni.
   İyi çocuklara, kahramanlara.
   Seni anlatabilmek seni,
   Namussuza, halden bilmeze,
   Kahpe yalana.

   Ard- arda kaç zemheri,
   Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
   Dışarda gürül- gürül akan bir dünya...           
   Bir ben uyumadım,
   Kaç leylim bahar,
   Hasretinden prangalar eskittim.
   Saçlarına kan gülleri takayım,
   Bir o yana 
   Bir bu yana...

   Seni bağırabilsem seni,
   Dipsiz kuyulara,
   Akan yıldıza,
   Bir kibrit çöpüne varana,
   Okyanusun en ıssız dalgasına
   Düşmüş bir kibrit çöpüne.

   Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
   Yitirmiş öpücükleri,
   Payı yok, apansız inen akşamlardan,
   Bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene,
   Seni anlatabilsem seni...
   Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
   Üşüyorum, kapama gözlerini...
   Ahmed Arif
Meraklısına Not: Ahmed Arif’in “Dağlarına Bahar Gelmiş Memleketimin” gibi pek çok şiiri Rahmi Saltuk tarafından bestelenmiş ve seslendirilmiş CD’leri Kalan Müzik tarafından yayınlanmıştır. 33 Kurşun adlı uzun şiirinin son kıtası “Vurulmuşum” adıyla Fikret Kızılok tarafından bestelenmiş ve seslendirilmiştir.
Related Posts with Thumbnails