9 Temmuz 2016 Cumartesi

Sabâ Altınsay - Kritimu "Girit'im Benim"

''...öyle geliyor ki bana, neden yaşadığımızı, bu acıları neden çektiğimizi öğreneceğiz çok geçmeden. Ah bir bilsek... bir bilsek...''
Anton Çehov, Üç Kızkardeş, IV. Perde 


Bir göç romanı ''Kritimu - Girit'im Benim''... Mübadele gereği, doğup büyüdükleri, vatan bildikleri Girit'ten koparılarak Anadolu'ya göçmek zorunda bırakılanları, Yarmakamakis ailesi özelinde, dönemin çalkantıları ve toplumsal dönüşümleriyle beraber sayfalara taşıyor Sabâ Altınsay. Romanını, ailesine ve tüm Giritlilere adayarak... 

Gerek Lozan Antlaşması nedeniyle mübadeleye tabi olanlar, gerekse de kendi kararlarıyla göç etmek durumunda olanları buna zorlayan koşulların benzerliği şaşırtıcı değildir. Osmanlı'nın çözülme sürecinde bağımsızlık talebiyle başkaldıran ulusların çabaları, o güne kadar etnik ve dinsel farklılıklarını muhafaza ederek bir arada yaşamış, komşuluk yapmış toplumlarda çatlaklara neden olmuştur.  Toplumların etnik ve dinsel farklılıkları birbirlerine üstünlük vesilesi yapmak istemelerinin tarihte ne tür insani trajedilere yol açtığını anlamamıza, öğrenmemize yardımcı olan ''Kritimu'' gibi eserlerde anlatılanların canlı örneklerini yakın tarihimizde bolca görebiliriz. 6-7 Eylül 1955’de İstanbul’da özellikle Rum yurttaşlarımıza; 1978’de Kahramanmaraş’ta, 29 Mayıs 1980 ve sonrasında Çorum’da Alevi yurttaşlarımıza; 2 Temmuz 1993’de Sivas’ta Pir Sultan Abdal Şenliklerine katılan aydın ve sanatçılara yönelik hunhar katliamlarda farklı dini ve mezhebi aidiyete sahip, içinde kurbanların komşularının, hemşehrilerinin de bulunduğu güruhların rol aldığını biliyoruz. Bu tür katliam örneklerine Yugoslavya’nın parçalanması sürecinde de çok sık rastlanmıştır. “Hürriyet ve istiklalin yalnızlık gibi paylaşılmaz” olduğuna inanan milliyetçiler ve köktendinciler kendi sözde hürriyet ve istiklallerini elde etmek için başka ulustan ve/veya dinden insanları ortadan kaldırmaktan maalesef çekinmemişlerdir.

Sabâ Altınsay ''Kritimu'' ile, aynı dili konuşan, neredeyse aynı gelenekleri, adetleri ve kültürel zenginliği paylaşan ve bu anlamda kaynaşmış Girit halkının farklı dini ve etnik aidiyetler nedeniyle düşmanlaş(tırıl)ması sürecinde bile insanlığını kaybetmemiş olanların dayanışmasını, komşuluğunu, kardeşliğini öne çıkarıyor ve bu tür romanlarda kolayca düşülebilecek 'taraf olma' tuzağına düşmüyor. Yani, Rumluğu ya da Türklüğü, Hristiyanlığı ya da Müslümanlığı romanının tasarımcısı yapmayarak, ortaya buram buram 'insan' çıkarıyor. Nitekim İbrahim Yarmakamakis, Hanya’daki mezarlıkta yatan ana-babasını, Cemile'sini ve can arkadaşı Piçiriko'yu, komşuları Hrisula’ya emanet ederek Girit’i terketmek zorunda kalıyor. Romanın gerçek kahramanı ise yazarın akıcı ve duru bir dille anlattığı, benzersiz doğası, kargaşası, tüm sesleri ve insanın içine işleyen havası ve kokusuyla Girit Adası’dır. 

''Kritimu'' tıpkı geçenlerde hakkında yazdığım ''İstanbul Falcısı'' gibi, 'iyi', 'güzel' romana bir örnek benim için. Romana yapabileceğim tek küçük eleştiri ise, hem bölümler arasında hem de yer yer aynı bölümün içinde, zamanda yapılan atlamaların büyüklüğü... Ki romanın akışında yer yer kesintiye ve olayların hemen ardından İbrahim Yarmakamakis özelinde yaşanması muhtemel ruhsal çöküntülerin, gelgitlerin ve toparlanışların yine yer yer derinleşememesine neden olmuş bu durum.

Not: Sabâ Altınsay göçten sonra Girit’i bir daha göremeden ölen dedesi İbrahim Yarmakamakis’in Çanakkale’deki mezarına, göçlerinden tam 75 yıl sonra, Girit’ten getirdiği bir avuç toprağı serperek dedesinin Girit hasretini gidermeye çalışıyor. 

Can Yayınları, 2011 (6. Basım)

Sabâ Altınsay (1961 - )

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails